Header Ads

2016/08/21 3.Saray Bisiklet Etkinliği ardından Ormanda Kaybolmaca




Sabah yeni heyecanlarla, yapılmamışı yapacak olmanın arzusuyla yola koyuldum. Bugün amacım Saray Belediye Spor Bisiklet Kulübünün düzenlediği 3. Saray Bisiklet etkinliğine katılarak MTB parkurunu kullanarak orman içinden Laladere’ye pedallamak daha sonra hiç hız kesmeden Bahçeköy civarındaki ilk kez gireceğim orman yollarını kullanarak Safaalan’a doğru yol almak.

Sabah 7.45 gibi rüzgâra karşı tarla yollarından Yulaflı’ya doğru yol aldım. Yolda ilerlerken havanın durumu beni endişelendiriyordu zira yağışın durumuna göre planımdan muhtemel sapmalar olabilirdi.

Bir miktar zaman kaybetmiş olsam bile rüzgâra karşı oldukça iyi yol alarak yaklaşık bir saat içinde Yulaflı, Velimeşe, Yanıkağıl’ı geçerek Bahçeağıl sapağına geldim. Ergene nehrinin farklı kollarının bulunduğu Bahçeağıl, Karlıköy ve Çayla istikametinde ilerleyip rüzgâra karşı in çık yapmaktansa rüzgâra karşı biraz daha yol alarak Büyükyoncalı’ya doğru inmeyi ve kısmen ağaçların rüzgârı keseceğini umarak Küçükyoncalıya doğru gitmeyi yeğledim.

Harita üzerinde bakıldığında yolu biraz uzatmış gibi görünse de aslında iki rotada hemen, hemen aynı uzunlukta Küçükyoncalı’dan sonra arkaya alınan rüzgârda işin kreması. Önceden son derece bozuk olan şimdilerde yapılmış olan Ana yolu kullanarak bu mesafe biraz daha kısaltılabilir ama “-uzun olsun temiz olsun.” dedim.

10.00 civarı Saray Cumhuriyet parkına geldim. Yaklaşık bir saat kadar alanda Tekirdağ’dan gelen Tekirdağ Pedal bisiklet grubundan (TEPE)arkadaşlarla vakit geçirdik. Laladere yemek verilecek olsa da ben hem orman içine gireceğim için hem de civarda bulunan çekirge sürüsünden dolayı ne olur ne olmaz diyerek bir miktar alışveriş yaparak istikbalimi garanti altına aldım.

Yapılan tören ve konuşmaların ardından saat 11.00 sularında hızlı çocukların önden gitmesini bekleyerek Kıyıköy yolundan Laladere’ye doğru yola koyulduk.

Saray çıkışında askeri bölgeyi geçtikten hemen sonra bir grup asfalt yoldan Güngörmez’e bir diğer grupsa orman yollarına girmek üzereAydıncık köyüne doğru devam etti. Tabii ki bende orman yoluna girenler arasındaydım. Bugün ki başka bir amacımda kaliteli yollardaki kalitesizliklerden uzak durarak kalitesiz yollarda kaliteli zaman geçirmekti.

Laladere’ye geldiğimizde dağıtılan pilav ayran ve tatlıdan oluşan menüye ilave olarak yanımda getirdiğim ton balığı konservesi ile bir güzel karnımı doyurdum.

Burada dağıtılan çekiliş fişlerinden bir adet edinerek bir yandan yapılan çekilişi izlerken bir yandan da az sayıda bulunan arkadaşımla vakit geçirerek ormanın serinliğinin keyfini çıkarttım.
Hiçbir beklenti içine girmeden bireysel olarak tamamen destek amaçlı bulunduğum organizasyonda ufak tefek aksaklıklar olmuş olsa da bunlar tolere edilemeyecek şeyler değildi. Samimi ve özverili çalışmalarından dolayı Saray Belediye Spor Bisiklet Kulübünde emeği geçen herkese teşekkür ederim.
Etkinliğin son bulmasına müteakip asfalt yola çıkarak Saray’a doğru giden kalabalığın aksi yönünde hareket ederek Kıyıköy’e doğru gidenİlhan Gün ile Bahçeköy’e kadar indim.

Buradan sonrası benim için bilinmezliğin ta kendisiydi. Daha öncedenwikiloc.com da çizerek tabletime yüklediğim rotanın izinde hiç bilmediğim orman yollarına girdim.

En son bu ormanda tek başına bisikletle tura çıkan arkadaş şu anda hastanedeki yumuşak yatağında yatıyor olsa da kim ne derse desin tedbiri elden bırakmadığın takdirde tek başına ormanda bisiklet sürmek bir harika.

Evet, tek başına hiç bilmediğim orman yollarına girmenin belli riskleri vardı ama temkinli davranarak bu riskleri bertaraf etmeyi bildim.

Bisiklet kullanmanın tadı bence böyle yerlerde ortaya çıkıyor… Arazide, ormanda, doğayla iç içe…

O yoğun kent trafiğinden, egzoz gazlarından arınmış bir şekilde doğa ile iç içe. Sineklerle haddinden fazla içli dışlı olduğumda hatta fazla iç içe. Bugün sineklerin tanrısıyım.

Zorlu tırmanışların ve zaman, zaman kayboluşların ardından doğru yolu bularak zirveye çıkarak Safaalan’a doğru yolu tuttum.

Tekirdağ ve İstanbul sınırını belirleyen yol boyunca birkaç taneağaçlardan arındırılmış kaybedilmiş kel alanlar insan eliyle yapılan tahribatı tüm çarpıcılığı ile gözler önüne seriyor. Neyse ki köylü bilinçli birlik ve beraberlik içinde taş ocaklarına karşı mücadele içinde.

Bozuk yoldaki uzun inişten sonra karşıdaki Safaalan’ı görüyor olmama rağmen yol kenarında köylünün ineklerini otlatan agaya yol sormak için kısa bir mola verdim.
Görünen köy kılavuz istemez yol sormak işin bahanesi. asıl maksadım sohbet etmekti. Çünkü orman köylüsü büyük oranda şehirlerden izole bir hayat yaşadığından hala kimliğini koruyabiliyorlar. Oldukça iyi niyetli, samimi ve neşeliler. Ee bende civarın insanı olduğumdan hemen kaynaşıverdik. Bir süre sohbet muhabbetin ardından köye doğru yoluma devam ettim.

Benim memleketimin sığırı bile neşeli, bakın nasıl sırıtıyor.

Köye indiğimde soda ayran ile kendime gelip soluklandıktan sonra köy çıkışında yakınlarında çöplerimi atabileceğim konteynırının olduğu bir ağaç gölgesinde bir güzel karnımı doyuruyorken bahçesinden koparttığı domates biberi ikram eden güzel insanlardan biri daha burada da karşıma çıktı.

Evet, belki Süpermarketlerin “Organik” stantlarında satılan ürünler kadar pahalı değiller ama inanın çok daha lezzetliler. Her şeyin doğalı bir başka.

Yemeğin ardından önceden toprak olan şimdilerde yeni asfalt atılan yoldan ilerleyerek pınarca, kapaklı istikametine doğru yoluma devam ettim. Bu yol hayatı kolaylaştırma bakımından iyi bir şey ama artan trafik sebebiyle o eski toprak halini aramıyor değilim.
“Gülün dikeni mi var. Dikenin gülü mü var.” bilemedim.
Bundan sonrası bildik şeyler egzoz gazı, gürültü, sinir, stres falan filan…
Son söz olarak;
“Belki de şehirde sinyal vermeden üstümüze direksiyon kıran, laf atan, ağızları ile değil de başka yerleri ile içip yolları kırık şişelerle dolduran ayılar doğal yaşam alanlarında olmadığından orman bir başka güzel.”
Tüm fotoğraflar için GGYİSS Facebook sayfasını ziyaret ediniz.
Bu yazıyı *.PDF formatında okuyabilir yada indirebilirsiniz.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.