Header Ads

2014/10/07 Frig & Lidya Turu 4. Gün (Uşak - Manisa/Salihli)

Güne iyi bir uyku çekip dinlendikten sonra aynı şekilde güzel bir kahvaltı ile başladık.

Ardından Manuel şehiriçindeki işlerini halletmek üzere bizden ayrıldı. bizde
İslam ile birlikte Karun hazinesi‘ni görmek için Uşak Arkeoloji müzesini ziyaret ettik.

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde Kalkeolotik dönemden Bizans Döneminin sonuna kadar çeşitli devrelere ait taş eserler, pişmiş toprak eserler, cam eserler, altın ve gümüşten yapılmış çeşitli ziynet eşyaları, bronz eserler, bronz, altın sikkeler ve Karun Hazineleri sergilenmektedir. Bu tarih zenginliği dolayısıyla Uşak'ta Lidya, Frigya, Hellen, Roma, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlığın izleri görülebilmektedir.

Karun Hazineleri 1960'lı yıllarda Uşak,Güre yakınındaki anıt mezardan çıkarılan M.Ö. 6. yy'a ait Lidya dönemi eserleridir. toplam 450 parçadan oluşmaktadır. 1965-1966-1968 yıllarında çalınıp (65.000 - 160.000 - 40.00 toplamda 265.000 tl) yok pahasına satılan bu eşi benzeri olmayan eserler 1985 yılında ABD'de Metropolitan müzesinde ortaya çıkmıştır.
6 yıl süren dava ve 40 milyon dolarlık masraf sonucunda müzenin davayı kaybedeceğini anlanasıyla 1993 yılında Türkiye'ye iade edilmiştir.

Hazinenin en değerli parçalarından biri olan Kanatlı Deniz Atı broşu 2005 yılında içlerinde Eski müze müdürününde bulunduğu kişiler tarafından kameralar kapatılarak sahtesi ile değiştirilmek sureti ile çalınmış ve 8 yıl sonra Almanya'da bulunarak Türkiye'te iade edilmiştir.
Her vakit dediğim gibi “Küçük işler benim işimdir” buraya gelmemin yegane sebebi bu küçük broştur. Tıpkı geçen sene çingene güzelinin gözlerinin büyüsüne kapılıp Gaziantep'e gittiğim gibi.

Dünyada eşi benzeri bulunmayan hazineye olan ilgisizliğin tanıtım eksikliğinden kaynaklandığı belirtiliyor. Uşak il Kültür ve Turizm müdürü Şerif Arıtürk bir beyanında “Son beş yolda otellerimizde  16762 yabancı konaklamış. bunlardan 769'u müzeyi ziyaret etmiştir” diyor. eğer sizde bu hazineleri birileri tekrar çalmadan görmek isterseniz Uşak Arkeoloji Müzesi sizlerin ziyaretinizi bekliyor.

Bizler Trafiğe kapalı olan İsmetpaşa Caddesi'nde yürürken sizlere şehir hakkında biraz bilgi vereyim.
İl merkezi Uşak'ın eski adı Aşıklar Diyarı anlamına gelen Uşşak'tır.
Uşak için ilkerin şehri desek pek yanlış olmaz.
İlklerimiz hiç unutulmaz. ilk göz ağrısı, ilk aşk ilkler hep öndedir ve hep akılda.
Uşak'ta paranın ilk kullanımı ile başlayan ilkler; ilk iplik fabrikasıilk şeker fabrikasının kurulması, ilk elektriğin kullanımı (Aslında Selanik'ten sonra Elektrik sağlayan 2. osmanlı şehridir.) ve ilk çok ortaklı şirket ile devam etmektedir.ilkler şehri olmayı gelenekleştiren ilde; yine bir ilk, Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi kurulmuş ve ilkler geleneği devam etmiştir.

(Şehir merkezinde bulunan Tiritoğlu parkındaki Atatürk ve Kurtuluş Anıtı)

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Uşak, Türkiye'nin sanayileşme hamlesine önderlik eden bir il olmuştur. Türkiye'nin ilk şeker fabrikalarından biri olan Uşak Şeker Fabrikası 1926'da kurulmasıyla bir sanayi şehri görünümüne kavuşmuştur. Uşak Şeker Fabrikası,Cumhuriyet tarihindeki ilk özel yatırımdır. Ayrıca Uşak kamu yatırımı almadan büyüyen bir ildir.
Uşak Üç adet Organize Sanayi Bölgeleri ve 11 adet Küçük Sanayi Siteleri ile bir sanayi şehridir. iplik, ham ve baskılı bez, elyaf, battaniye, deri, seramik ve halı üretimi ön plana çıkan faaliyet konularıdır. ülkemizde tüketilen zig derinin % 60'ı, gazlı sargı bezinin % 91'i, pelüş battaniyenin % 90’ı, yün ipliğin % 65’i, seramiğin % 22’si Uşak’ta üretilmektedir. Ayrıca Türkiye'nin ve Avrupa'nın en zengin altın maden yatakları Uşak'ta olmaktadır.

Uşak merkez şehri Ankara-İzmir karayolu üzerinde bulunmaktadır. Karadeniz, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan İzmir’e giden tüm araçlar Uşak’tan geçmektedir. zaten tarihte Ege Bölgesi'ni orta doğuya bağlayan (Efes-Persepolis) dünyanın ilk ticaret yolu olan meşhur Pers Kral Yolu'da buradan geçmektedir. Bu açıdan Uşak önemli bir yerdedir. Tarihi ve doğal zenginliklere sahip olmasına rağmen tesis azlığı ve yetersiz tanıtım nedeniyle turizm sektörü Uşak'ta yeterince gelişememiştir.
Ulubey Kanyonu, ABD'nin Arizona Eyaleti sınırları içerisinde bulunan Büyük Kanyon'dan sonra dünyanın en büyük 2. kanyonudur. Bugüne kadar bilinmeyen kanyon, Ulubey Çayı ve Banaz Çayı boyunca devam eden bir ana kanyon ile buna bağlanan onlarca büyük yan kanyonlardan oluşur. Ulubey çayı, bütün kanyonu adeta saklı bir cennete çevirmiştir.

Bisiklet ile seyahat ederken önüme baktığım kadar etrafa bakınıp gözlemlerim, bu gözlemlerimin getirilerini ya ağaçlardaki meyveler yada  resimde gördüğünüz 20 papel şekilde alırım. İslam ile Manuel önde olsalar da gözlerinden kaçmış. ama Ferdimen'in gözünden kaçmaz. :)

Yoculuğumuz Gediz nehri'inin bir kolu olan Karabol çayı'nın hafif eğimli arazisinde dağlara paralel bir şekilde yaget güzel gitmekte. rüzgarda bize bir sorun oluşturmuyor.

Yıllar evvel Karun hazinesi'nin talan edildiği Güre'ye geliyoruz. Güre'ye gelmişken bu hazineleri talan eden zatların akibeti hakkında öğrendiğim bir kaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Mezar odasına girenlerden biri Güre köyü'nden Durmuş Ersoy 125 parça eser onun evinde saklanmış. yakalandığında eserlerin çoğu ABD'ye kaçırılmıştır.
Cezaevinde yattıp çıktıktan sonra bu Durmuş Ersoy çok zengin olmuş… Otobüsler almış… ama günün birinde felç geçirerek yatalak bir halde diri diri vücudu çürümüş olarak acılar içinde kıvranarak can vermiş. 
Durmuş Ersoy'un bir oğlu bayram günü boğazı kesilerek, diğer iki oğlu ise Trafik kazası geçirerek ölmüş.
Karun hazinesini soyanlardan biri de Güre köyünden ”Ordulu Mustafa“ imiş. Tek oğlu intihar etmiş eşinden ayrılmış… sonra kayıplara karışmış… köye perişan bir halde dönmüş.
Mezara girip mücevherleri çalanlardan bir tek Güre köyünden ”Demirci Osman“ kalmış. aklı bir gelip bir gidiyormuş, kimseyle görüşmüyor.kendi kendine konuşuyormuş.
Daha da önemlisi bu kadar mala mülke hazineye sahip olan Lidya'nın son kralı Kroisos'a bile akibetini farklı olmamış. bu büyük ve zengin medeniyetin persler tarafından yıkılması bir tesadüf olabilir mi? her zaman zenginlik başkalarının iştahını kabartıp ve sahip olan kişinin sonunu getirmiş.
Görüldüğü üzere hepsinin başına “benzer şeyler” gelmiş.bu kadar lanettin içinde ders çıkaramazsanız… benim diyecek bir şeyim şey yok. para-pul, mal-mülk kimseye sağlık, huzur ve mutluluk getirmiyor.

Uşak'tan çıktığımızdan beri mola vermememiz ve önümüzde rampa olması sebebiyle Yenişehir'de bir süre mola verip dinlenme kararı aldık. Köy kahvesinde bir yanda çaylarımızı yudumlarken, bir yandan da köylü ile sohbet edip dinlendik.

Yenişehir'den Çataltepe geçidi'ne kadar yaptığımız tırmanış bacağımın tekrar ağrımasına sebep olurken bugünün benim için yine zor geçeceğinin ilk sinyallerini verdi.

Neyseki şimdilik yol bayır aşağıya… ama nereye kadar? nereye kadar olduğunu ben söyleyeyim, bir yere kadar.
bir süre sonra hafif iniş çıkışlar kendini belli etti ve bacağımı fazla zorlamamak adını yer yer indim ve yürüdüm. geçmiş zamanlarda bu rampaların alasını hiç inmeden tırmanmış biri olarak kendimden utandım bu haraketi kendime yakıştıramadım ama ne yaparsın sağlık sıhhat en mühimi.

Öyle böyle ite kaka zor da olsa Manisa İl sınırına giriyoruz.

Acılar içinde ilerlemeye çalışırken Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Tabiat Anıtı ve Doğal sit alanı ilan edilmiş olup korumaya alınan Kula peribacaları'nın yanından geçiyoruz. 
Kula’ya 16 km kala Burgaz köyü civarında Gediz 1 köprüsünü geçtikten yüz metre sonra sola kıvrılan patika yol ile başlayan alan 37,5 hektardır.  İnsanı zamandan ve mekandan kopararak Peribacalarıyla yalnız bırakıyor. Peribacalarına sadece bakmakla yetinmeyip yanlarına gidip dokunabilir ve manzaranın keyfini sürebilmek için biraz macerayı göze alabilmek yeterli.
Her ne kadar buraları gezip görmeyi daha önceden planlamış olsam da içinde bulunduğumuz durum buna el vermedi. Malesef biz o macerayı göze alamayarak bu gezilesi doğa harikası diyara sadece bakmakla yetinerek transit geçmek durumunda kaldık.

Dağların tepelerin arasından kendine yol bulup gelen Gediz nehri, düz ovada menderesler çizerek ilerlerken geçtiği yerlerede bolluk bereket getirmekten geri kalmıyor.

Bu arada Kula'ya yaklaşık olarak 15 km yolumuz kalmasına rağnem yolumuz sanki hiç bitmeyecek sonsuza dek burada kalacak bir metre dahi ilerleyemecekmişim gibi bir his kaplıyor içimi. Bir yandan içimden “Bitsin, bitsin, bitsin artık bu yol” derken “Acı yok, acı yok” diyerek kendimi gazlamayarak biraz daha olsun ileri gitmeye çabalıyorum.

Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra nihayet saat 17:30 gibi Kula'ya gelmeyi başardık.
Kula’nın ismini burç manasında olan KULE’den almış olduğu tarihi belgelerden anlaşılmaktadır.
Bizans tarihçilerinden Pachymeres, Kula’nın Türklerle-Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren müstahkem (dayanıklı-sağlam-güçlü güvenliği arttırılmış ertafında kale siper yapılmış) bir mevki olduğundan söz etmektedir. müstahkem şehir anlamına gelen kale ile ilişkili olduğuna dair yorumu bununla ilgili en yaygın kanaati oluşturmaktadır.

Kula civarındaki volkanik bölgeye antik devirde Katakekaumene adı verilmekteydi.’’Yanık, yanmış Arazi’’ anlamına gelen bu ifadeyi, Amasyalı StrabonVitruviusByzantionlu Stephanos ve Eusthatios  adlı antik yazarların eserlerinde görülmektedir.
Paganlar tarafından öldürülen lider Pionius kendini savunurken bölgenin bu halini, Tanrı’nın inançsızlara verdiği bir ceza olarak yorumlar: ‘‘Kâfirler için bir ibret olan, Lidya’nın ateşle kavrulmuş toprağını görmüyor musunuz’’.
Ünlü tarihçi Strabon’un Katakekaumene (Yanık Yöre) adını ver­diği ve 2000 yıl önce yöreyi dolaşarak,Küçük Asya’nın en genç volkan konileri, lav akıntılarının bulunduğu Kula yöresinde; İlkel insan ayak izlerine rastlanılmıştır. İlkel insan ayak izlerinin yakınındaki volkanik lavlardan alınan örneklerin laboratuvarlarda yaş belirleme ölçümlerinde en çok ± 5.000 yıllık hata payı olduğu gözönüne alındığında, bu izlerin en çok 25.000, en yeni olarak da 15.000 yıllık oldukları ortaya çıkmaktadır.
Dünyada ülkemizden başka Fransa’da, İtalya’da ve Macaristan’da olmak üzere 4 yerde ilkel insan fosil ayak izleri bulunmaktadır. Divlit tepe volkan konisi yakınındaki bu değerli ayak izleri korunmak amacıyla Türk Tarih Kurumu, Eski Eserler genel Müdürlüğü tarafından sit alanı ilan edilmiş ve her türlü faaliyet yasaklanmıştır. Yapılan araştırmalar sonucu Antalya, Isparta, 'Samsun, Burdur, Gaziantep yöreleriyle birlikte Kula çevresinde de ilkel insanların yaşadıkları anlaşılmıştır.

Sabah yola çıktığımızda günü Salihlide sonlandırmayı planlamış olsakta hal ve gidişat Kula'da kalma ihtimalini arttırdı. Sabah haberleştiğimiz arkadaşımız Yasin'i arayıp bu akşam Salihli'ye gelemeyecek olduğumuzu söylememiz üzerine, Annesinin hazırlık yapmış olduğunu ve bizi beklediklerini olmadı bir araç ile bizi alabileceklerini söyledi ayrıca Kula'dan çıkışta 2-3 km'lik bir rampanın olduğunu ve ondan sonra yolun çoğunun rampa aşağı yer yer düz olduğunu ekledi. Bu teklif cazip gelmesine karşın benim için bisiklet gezisinde araç kullanmak kadar aşağılayıcı bir şey yoktur. Son bir gayretle yola çıkma kararı aldık. Gidebildiğimiz yere kadar gider olmadı mecburen araç kullanırız diye düşündüm. gerçektende yol dediği gibiydi.
Tıpkı Yunanlı tarihçi Herodot'un yazdığı Kral yolunda ilerleyen kuryeleri övmek için kullandığı “Dünya'da Persli kuryelerden daha hızlı seyahat eden başka bir şey yoktur” ve “Ne kar ne yağmur ne sıcaklık ne de gecenin karanlığı onların görevlerini yapmalarına engeldi” sözlerini doğrularcasına eski Kral Yolu'nda insan üstü bir çaba ile hiç durmadan yolumuza devam ettik.

Saatimiz 22:00 yı gösteriken Salihli'ye gelmeyi başardık, akabinde Yasinile buluşup 1-2 çay içip sohbet ettikten sonra evin yolunu tutarak iyi bir uyku çektik. Bir sonraki günü resmi tatil ilan edip, Salihli'yi gezmeye ve tabibi ziyaret etmeye ayırdık.

Tüm fotoğraflar için GGYİSS Facebook sayfasını ziyaret ediniz.
Bu yazıyı *.PDF formatında okuyabilir yada indirebilirsiniz.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.